Türk

Thanks to Cenk Gültekin for the Turkish translation of “passing through New York”.

 

Argentina

Sulla strada di ferro di un proiettile che sibila,
Argentina, io vedo
le tue automobili bruciate e sono mare,
incendio,
folla, mare, incendio: è il tempo
della poesia che non serve a nulla che divampa…
Quando la protesta l’afferra e se la mangia
dissemino ossa,
angelus stecchiti di radici
capovolte e rami consumati: le molotov
piovono oltre la mia corsa.
La tua carne poesia io rubo al supermercato
tagliando l’orrore con mani insanguinate
– tu che sfidi l’esercito e lo batti,
affondando
non sei distruzione!

Argentina, io vedo
sulla strada che porta al nulla
che il bisogno è poesia,
l’osso della verità.

Argentina,
io scaglio i tuoi morti per questo bisogno
sul parlamento dei poeti.

 

Arjantin (Argentine)

tıslayan bir kurşunun demirden örülmüş yolunda

Arjantin,

görüyorum senin yanmış arabalarını,

ben okyanus, ateş, kalabalık, okyanus, ateş:

vakit şiir vakti, ifrit kesilmiş ve beyhude…

protestonun eline düştüğünde ve yalayıp yutulduğunda şiir

saçıveririm kemikleri, tepetaklak kök ve ziyan edilmiş dallardan yapma sert angelusu:
yüzümden molotof damlıyor.

kanlı ellerle dilimlenen korkunun süpermarketinden çaldığım şiir eti senin,

Orduya meydan okuyan ve devşiren sen, batıyorsun ama yıkım değilsin!

Arjantin,

görüyorum ki, hiçbir yere varmayan yollarında

asıl ihtiyaç duyulan şiir

hakikatin direği.

Arjantin,

Cesedini işte bu sebeple fırlatıyorum

şairler parlamentosuna.

 

passaggio di una poesia

La bellezza straordinaria non ti abbandona
ora che siamo distanti e senza possibilità alcuna
di vederci più; ma i fili che uniscono le parole
in quell’infinito sbattere di ciglia su scie senza meta,
i fili che trasformano la rabbia sulle montagne
rosa, nella decisione di tramontare,
che sciolgono l’epilogo della guerra
dentro di te e dentro di me,
rompono l’indifferenza
e non lasciano confini.
Non mi raggomitolo,
penso agli occhi che svaniscono
nella notte in pianura, al vapore
di una finestra di cielo.
Non mi raggomitolo in un’idea, darò vita
ad un lago di bianco
sui disegni di un libro,
farò abbracciare gli amanti.
Poiché sulla strada eterna
che dal mare porta a Jalalabad,
su verso l’Hindukush,
sopra Kabul, Kandahar,
le montagne dentro di te
sono dentro di me.
geçip giden şiir

 

şimdi gözden ırak, gönülden ırak olduğumuza göre
sıradışı güzellik hep seninle olacak,
fakat o sonsuz göz kırpma anında kelimeleri istikametsiz yollara geçiren ipler,
ve gül uçurumlarındaki hiddeti içimizdeki savaş epiloguna son veren bir gün batımına dönüştüren ipler,
kayıtsızlığımızı söküp atıyor ve sınırları ortadan kaldırıyor.
Kıvrılmak nedir bilmem,
ovanın üzerindeki dumanaltı gözyüzüne
bir gece vakti karışan gözleri düşünürüm.
Bir fikrin içine asla kıvrılmam, bir kitabın resimlerinin
içindeki beyaz göle hayat vereceğim, aşıkları kavuşturacağım.
Çünkü denizden Celalabad’a,
Hindukuş Dağları’na
Kabil’e, Kandahar’a varan ebedi yolda
senin içindeki uçurumlar
benim.

 

illuminazione
sulla recinzione che stringe Gaza

In una corrente segreta di vapore
quando i fiumi acquistano le notti della mia preghiera,
si rivoltano nei letti, mi si stringe lo stomaco
e le budella compaiono tra le ghiaie rubate
sugli obiettivi del cameraman, dall’inviato
dove crolla la civiltà della comunicazione;
quando scoppia la testa dal dolore
per il mondo che si spezza,
quel bambino è morto
crivellato di colpi.

Non sarà la natura
maligna di quel bambino palestinese
che ha testa, piedi e mani come le mie
a scavare buchi profondi come una trottola,
a scavare fiumi di preghiera per scongiurare
il carrarmato sulla terra promessa, slanciato
sui deserti luminosi come un immenso dolmen.
Né le bombe umane pronte a scoppiare
raddoppiando la distanza, né il sapere
delle scorie di epoca
coloniale, l’inutilità della tragedia
della guerra mondiale.

L’arma più veloce
a forare l’ipocrisia della politica
è la sua volontà di una sterile pace
dopo la morte dell’universo.

 

Gazze’yi çevreleyen çitin üzerindeki
aydınlatma

buğulu ve gizli bir akıntıyla
dualarıma zaman kazandırdığında nehir, onlar yataklarında dönerler,
karnım düğüm düğüm olur ve çakılların arasında beliriveren bağırsaklar
muhabir ve kameramanın lensleri tarafından görüntülenir
iletişim medeniyetinin yıkıldığı yerde; kafa acıyla zonkladığında
hırpalayan dünya için, çocuk çoktan öldürülmüştür kurşun spreyiyle.

Kötü doğası değildir
Eli, ayağı, başı benimkisinden farksız olan
O Filistinli çocuğun
topaç gibi derin çukurlar kazar, dua nehirleri kazar
kör edici çölden devasa bir dolmen gibi yükselen tankı
vaadedilmiş topraklardan savuşturmak için.

Mesafeleri genişleten
patlamaya hazır intihar bombacıları
ya da sömürge döneminden kalma
ziyan etme bilgisi de değildir,
dünya savaşı tragedyasının
değersizliği.

Siyasetin ikiyüzlülüğünü
delebilmek için en hızlı silah
onun steril barış arzusudur
evrenin kıyametinden sonra.

Annunci